Sihrin bir gerçekliği vardır; ancak sihir ancak Allah’ın izniyle zarar verebilir, asıl güç ve koruyucu O’dur. Bu yüzden büyüden kurtulmak için başka bir büyücüye, muskacıya ya da üfürükçüye gitmek yanlıştır; meşru yol Allah’a sığınmak, Kur’an, dua, farzlara devam ve tevekküldür.
Tebliğ — İman
Sihir gerçek mi? Kur’an ne diyor?
İslâm, sihrin tamamen boş bir hurafe olduğunu söylemez; ona bir tür gerçeklik tanır. Kur’an, Bâbil’de Hârût ve Mârût kıssası bağlamında insanların sihri öğrendiğinden ve onunla karı ile koca arasını açacak şeyler yaptıklarından söz eder. Yani sihir, tarih boyunca var olmuş ve insanlara zarar vermek için kullanılmış bir olgudur. Bu yönüyle “büyü diye bir şey yoktur” demek de, Kur’an’ın bildirdiğiyle tam örtüşmez.
Ancak Kur’an sihrin varlığını haber verirken onu asla meşrulaştırmaz; aksine ağır bir dille kınar ve yasaklar. Sihri bilmek ve onunla iş görmek, insana fayda değil husran getirir. Dolayısıyla mümin, ne sihri küçümseyip yok sayar ne de onu abartıp her sıkıntısının sebebi olarak görür. Doğru tavır, sihrin gerçekliğini kabul edip onun karşısındaki asıl gücün Allah olduğunu bilmektir.
“Onlar, o iki melekten karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi.”
Bakara sûresi, 102 — meâlen
Sihir yapmak büyük bir günahtır
Sihrin bir gerçekliğinin olması, onun mübah olduğu anlamına gelmez; tam tersine sihir yapmak İslâm’da büyük günahlardan sayılır ve haramdır. Çünkü sihir; insanlara zarar vermeyi, evleri yıkmayı, aldatmayı ve çoğu zaman şeytanî güçlerden medet ummayı içerir. Niteliğine göre, özellikle Allah’tan başkasından yardım isteme ve inkâr unsurları taşıdığında, kişiyi küfre kadar götürebilecek ağır bir cürümdür. Bu yüzden bir Müslümanın sihre bulaşması düşünülemez.
Bu ölçü, aslında bir korkutma değil; bir koruma çağrısıdır. İslâm sihri ağır bir dille yasaklarken, insanı hem başkasına zarar vermekten hem de karanlık ve aldatıcı yollara sapmaktan korur. Sihirle uğraşan kişi, kısa vadede bir güç elde ettiğini sansa da hem dünyasını hem âhiretini tehlikeye atar. Mümin ise gücü ve çareyi meşru yollarda, en başta da Rabbine yönelmekte arar.
Asıl güç ve koruyucu Allah’tır
Sihir konusunda insanı en çok yıpratan şey, çoğu zaman sihrin kendisi değil; ona atfedilen abartılı güçtür. Oysa Kur’an açıkça bildirir: Sihir, ancak Allah’ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremez. Yani hiçbir büyücü, hiçbir muska, Allah dilemedikçe bir insana kendiliğinden bir şey yapamaz. Bu, korkuyu dağıtan çok önemli bir hakikattir; çünkü kâinatta tek gerçek güç ve tek gerçek koruyucu Allah’tır.
Bu inanç, mümini iki yönden özgürleştirir. Birincisi, gereksiz bir korkudan kurtarır: Rabbine sığınan bir insan, kendini görünmez tehditlerin oyuncağı gibi hissetmez. İkincisi, doğru kapıyı gösterir: Madem asıl güç Allah’tadır, o hâlde korunmanın yolu da başka güç odakları aramak değil, doğrudan O’na yönelmektir. Böylece sihir meselesi, bir korku kaynağı olmaktan çıkıp tevekkülü güçlendiren bir vesileye dönüşür.
Tebliğ ünitesiİmanın EsaslarıAsıl gücün ve korumanın yalnız Allah’ta olduğu inancını, imanın altı esasını işleyen üniteyle adım adım pekiştir.Felak ve Nâs sûreleriyle korunma
Peygamberimiz’in bu konuda öğrettiği en açık korunma yolu, Felak ve Nâs sûrelerini okumaktır; bu iki sûreye birlikte “sığınma sûreleri” anlamında muavvizeteyn denir. Felak sûresi; yaratılmışların şerrinden, karanlığın ve düğümlere üfleyenlerin şerrinden Allah’a sığınmayı öğretir. Nâs sûresi ise sinsice vesvese veren şerden Rabbimize sığınmayı dile getirir. Bu sûreler, sihir ve benzeri kötülüklere karşı en sahih ve en bereketli korunmadır.
Bu korunmayı hayata geçirmek için gizli bir tören veya bir aracıya gerek yoktur. Herkes bu sûreleri, özellikle sabah-akşam ve yatmadan önce, kendi diliyle okuyabilir; Âyetü’l-Kürsî ile birlikte okumak da Peygamberimiz’in tavsiyesidir. Önemli olan, bu okumaları bir muska gibi eşyaya değil; kalbe ve dile yerleştirmektir. Anlamını bilerek okunan bu sûreler, hem koruma hem de gönle huzur verir.
İlgili blog yazısıFelak ve Nâs sûrelerinin anlamıSığınma sûrelerinin ne anlattığını ve nasıl birer koruma olduğunu ayrıntılı okuyun.“De ki: Yarattığı şeylerin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım.”
Felak sûresi, 1-2 — meâlen
Büyüden kurtulmak için büyücüye gitmek yanlıştır
Bu konudaki en yaygın ve en tehlikeli yanılgı şudur: “Bana büyü yapıldıysa, onu ancak başka bir hoca bozabilir.” Bu düşünceyle muskacıya, üfürükçüye ya da “büyü bozan” diye tanınan kişilere gitmek İslâm’a aykırıdır ve açık bir istismardır. Çünkü büyüyü büyüyle bozmaya çalışmak, bir kötülükten kaçarken başka bir kötülüğe sığınmaktır; çoğu zaman da insanların korkusunu paraya çeviren düzenbazların ağına düşmektir. Böyle kişiler size huzur değil, yeni korkular ve yeni borçlar bırakır.
Meşru yol ise açık ve güven vericidir: Allah’a sığınmak, Kur’an okumak ve dua etmek, Felak-Nâs ile Âyetü’l-Kürsî’yi dilden düşürmemek, farzlara ve helâl hayata sarılmak, sabır ve tevekkülü elden bırakmamak. Bunlara ek olarak, bedensel ya da ruhsal bir şikâyet varsa mutlaka hekime başvurmak gerekir; çünkü her sıkıntının sebebi büyü değildir. Bu yol, hem dinen doğru hem de insanı istismarcının değil, Rabbinin kapısına yönelten bir yoldur.
İlgili blog yazısıCin nedir?Cinlerle ilgili doğru bilgiyi ve “cinci hoca” istismarına karşı dengeli bakışı okuyun.Vesvese ile gerçeği birbirine karıştırmamak
Sihir konusunda en çok yorulan insanlar, çoğu zaman kendilerine bir şey yapıldığından değil; sürekli “acaba bana büyü mü yapıldı?” vesvesesinden yorulanlardır. Hayatta karşılaşılan her aksiliği, her hastalığı, her huzursuzluğu büyüye bağlamak; hem gerçekle örtüşmez hem de insanı bitmeyen bir kaygının içine hapseder. Oysa hayatın olağan zorlukları, yorgunluk, geçimsizlik ya da hastalık, çoğu zaman büyüyle değil; bildik sebeplerle açıklanır ve bildik yollarla çözülür.
Bu yüzden mümine yakışan, vesveseyi ciddiye alıp büyütmek değil; onu Allah’a sığınarak dağıtmaktır. Zihnine böyle bir kuşku geldiğinde “eûzü billâh” deyip Felak-Nâs okumak, sonra da normal hayatına güvenle devam etmek en sağlıklı tutumdur. Aşağıdaki özet, konuyu dengede tutmaya yardımcı olacak temel ölçüleri hatırlatıyor.
- Sihrin bir gerçekliği vardır; ama sihir yapmak büyük günahtır ve niteliğine göre kişiyi küfre götürebilir.
- Sihir ancak Allah’ın izniyle zarar verebilir; asıl güç ve koruyucu Allah’tır.
- Korunma için Felak-Nâs ve Âyetü’l-Kürsî okunur; gizli bir tören ya da aracı gerekmez.
- Büyüden kurtulmak için büyücüye, muskacıya, üfürükçüye gitmek yanlıştır ve istismardır.
- Her aksiliği büyüye bağlamamak, vesveseyi Allah’a sığınarak dağıtmak ve gerekirse hekime gitmek gerekir.
Sonuç: Korkuya değil, tevekküle sığınmak
Büyü ve sihir gerçektir; fakat Kur’an’ın bize öğrettiği asıl mesaj korku değil, güvendir. Sihir ancak Allah’ın izniyle bir şey yapabildiğine göre, korunmanın da başka güç odaklarında değil, doğrudan Rabbimizde aranması gerekir. Büyücüye karşı büyücüye koşmak yerine, meşru olan yola, yani Allah’a sığınmaya, Kur’an’a, duaya, farzlara ve tevekküle yönelmek; hem dinen doğru hem de gönül için en huzurlu yoldur.
Bugün atılabilecek küçük bir adım, Felak ve Nâs sûrelerini anlamına da bakarak sabah-akşam okumak ve içinize bir kuşku düştüğünde “Beni koruyan Allah’tır” diyerek o vesveseyi Rabbinize havale etmektir. Korkuyu değil bu güveni büyüttükçe hem kalp yatışır hem de istismarcıların her türlü tuzağı etkisini yitirir.
Ezber alanıDua ve Sûre EzberleriFelak, Nâs ve koruyucu duaları dinleyerek anlamıyla ezberle; sabah-akşam okumayı kalıcı bir alışkanlığa dönüştür.Okuduklarını iki kısa soruyla pekiştir
Puan durumun hazırlanıyor…
Bu öğrenme puanı yalnız okuma ve tekrar takibidir; sevabı, takvâyı veya ibadetin kabulünü ölçmez.
Kaynaklar ve devam okumaları
Yazıdaki dinî atıfları, uzmanlık bilgilerini ve konunun ayrıntılarını bu kaynaklardan takip edebilirsin.
