“Allah’ı kim yarattı?” sorusu, “her varlık yaratılmıştır” varsayımına dayanır. Oysa iddia bu değildir: Yaratılmaya muhtaç olan, var oluşu sonradan olandır. Ezelî ve zorunlu olan varlık için bu soru anlamını yitirir.
Tebliğ — Ateizme Cevaplar
Soru neyi peşinen kabul ediyor?
“Allah’ı kim yarattı?” sorusu, sessizce şu kabulü içine alır: “Var olan her şeyin bir yaratıcısı vardır.” Bu kabul doğru gibi görünse de, iman geleneğinin söylediği tam olarak bu değildir. Söylenen şudur: Var oluşu sonradan olan, yani bir zamanlar yokken sonra var olan şeylerin bir sebebi olur. Bu ince ama belirleyici bir farktır.
Çünkü “sonradan var olan”ın sebebe muhtaç olması, “hep var olan”ın da aynı ihtiyaçta olduğunu göstermez. Allah, geleneğin ifadesiyle sonradan var olmuş bir varlık değil; ezelî, yani başlangıcı olmayan, var oluşu kendinden olan bir Zât’tır. Dolayısıyla soru, yanlış bir kalıbı doğru sanıp onu Allah’a uygulamaya çalışır.
Sonsuz bir sebep zinciri neden çözüm değildir?
Diyelim ki her varlığı bir öncekinin var ettiğini söyledik ve zinciri geriye doğru sonsuza uzattık. Bu durumda hiçbir halka gerçekten “başlamamış” olur; çünkü her biri bir öncekini beklemektedir. Kimse ilk hareketi vermezse, sıradaki hiçbir hareket de gerçekleşmez. Sonsuz bir “önce” dizisi, var oluşu açıklamaz; onu sonsuza kadar erteler.
Kelâm geleneği buna teselsülün imkânsızlığı der. Bir sıra dominonun düşmesi için, en baştaki taşa dokunan bir elin bulunması gerekir. Zincirin bir yerde, kendisi başkasına muhtaç olmayan bir dayanağa ulaşması zorunludur. İşte bu dayanak, sonradan yaratılmış değil; kendinden var olan bir varlıktır.
- Sonradan var olan her şey bir sebebe dayanır.
- Sebepler zinciri sonsuza kadar geri gidemez; bir yerde durmalıdır.
- Zincirin dayandığı nokta, kendisi sebebe muhtaç olmayan varlıktır.
- Bu zorunlu varlık, yaratılmış değil; var oluşu kendindendir.
Zorunlu varlık (vâcibü’l-vücûd) ne demektir?
Kelâm ve felsefe geleneğinde varlıklar ikiye ayrılır. Mümkin varlık; olabileceği gibi olmayabilecek olandır, yani var olması için bir sebebe muhtaçtır. İnsan, ağaç, yıldız hep böyledir. Vâcibü’l-vücûd ise var olmaması düşünülemeyen, var oluşu başka bir şeye dayanmayan varlıktır. İşte Allah, bu anlamda zorunlu varlıktır.
İhlâs sûresi bunu en özlü biçimde anlatır: Allah “doğmamış ve doğurulmamıştır.” Yani ne bir başkasından türemiştir ne de bir sürecin sonunda ortaya çıkmıştır. “Kim yarattı?” sorusu, ancak doğan, oluşan, sonradan var olan şeyler için sorulabilir. Ezelî olan için bu soru, karenin rengini sormak gibi, konunun dışına düşer.
İlgili blog yazısıKâinat tesadüf müdür?Var oluşun bir dayanağa neden muhtaç olduğunu, düzen ve ölçü üzerinden okuyun.“Onu da kim yarattı?” demek soruyu ertelemektir
Bazen soru, her cevaptan sonra “peki onu kim yarattı?” diye tekrarlanır. Ancak dikkat edilirse bu, cevabı çürütmez; yalnızca aynı soruyu bir basamak geri taşır. Eğer hiçbir noktada “var oluşu kendinden olan” bir varlığı kabul etmezsek, açıklama hiçbir zaman tamamlanmaz. Sonsuza kadar geriye gitmek, cevaba yaklaşmak değil ondan uzaklaşmaktır.
Aklın burada yapması gereken, soruyu bir yerde doğru zemine oturtmaktır. Var oluşun bir açıklaması olacaksa, o açıklamanın kendisi başka bir açıklamaya muhtaç olmamalıdır. İşte bu yüzden mümin, zincirin sonunu değil başını görür: Her şeyin kendisine dayandığı, kendisi hiçbir şeye dayanmayan Allah’ı.
Aklın sınırı ve edep
Zamanı, mekânı ve sebep-sonuç düzenini yaratan bir varlığı, yine zaman ve mekân kalıbıyla ölçmeye çalışmak, aklın kendi sınırını unutmasıdır. “Ne zaman var oldu, nereden geldi?” gibi sorular, zaman ve mekân içindeki varlıklar için anlamlıdır. Bunları, zaman ve mekânı var edenin ötesine taşımak, ölçüyü ölçenin üstüne çıkarmaya benzer.
Bu, aklı susturmak değildir; aklın ne yapabileceğini bilmesidir. İman geleneği düşünmeyi över ama düşüncenin haddini de gösterir. Kul, kavrayabildiği kadarıyla Rabbini tanır; kavrayamadığı yerde ise inkâra değil edebe yönelir. Böylece merak, tevazu ile birleşir ve soru, huzursuzluk değil huzur üretir.
İlim meclisiEsmâü’l-HüsnâRabbini kavrayabildiği kadar tanımak isteyen kalp için: Allah’ın en güzel isimlerini âyet ve delil eşliğinde öğren.Sonuç: Yanlış soru, cevabı değil kalıbı bozar
“Allah’ı kim yarattı?” sorusu, yanıtsız kaldığı için değil; yanlış bir kalıba dayandığı için çözülemez görünür. Yaratılmaya muhtaç olan sonradan var olandır; Allah ise ezelî ve zorunlu varlıktır. Bu ayrımı gören akıl, sorunun kendini nasıl geçersiz kıldığını fark eder.
Bu itirazla karşılaşan bir mümin için en güzel tavır, ne panik ne de küçümsemedir. Sakin bir dille “Bu soru, yaratılmış şeyler için geçerlidir; Allah yaratılmış değildir” demek yeterlidir. Ardından kalbi, her şeyin kendisine dayandığı o zorunlu varlığa şükürle çevirmek, tartışmayı bir imana dönüştürür.
Tebliğ ünitesiİmanın EsaslarıEzelî ve zorunlu varlık inancının yer aldığı imanın altı esasını, kelime-i tevhidden kadere adım adım öğren.Okuduklarını iki kısa soruyla pekiştir
Puan durumun hazırlanıyor…
Bu öğrenme puanı yalnız okuma ve tekrar takibidir; sevabı, takvâyı veya ibadetin kabulünü ölçmez.
Kaynaklar ve devam okumaları
Yazıdaki dinî atıfları, uzmanlık bilgilerini ve konunun ayrıntılarını bu kaynaklardan takip edebilirsin.