Allah kendini açıkça gösterseydi imtihan biter, iman zorunlu bir kabule dönüşür ve değerini yitirirdi. Üstelik görmek tek başına iman getirmez; asıl mesele gözde değil, kalbin tavrındadır.
Tebliğ — İman ve Gayb
İtiraz ne söylüyor?
İtiraz açıktır: “Allah madem var, herkesin göreceği biçimde kendini gösterseydi; o zaman kimse inkâr edemezdi, bütün tartışma biterdi.” İlk bakışta bu istek makul görünür. İnsan, en emin olduğu şeyleri gözüyle gördüğü şeyler sanır. Bu yüzden “görsem inanırım” cümlesi, samimi bir talep gibi durur ve ciddiye alınmayı hak eder.
Ancak bu istek, bir noktayı atlar: Dünyanın ne için var olduğunu. Eğer bu dünya, herkesin zorunlu olarak inandığı bir yer olsaydı, artık bir imtihan olmazdı. Aşağıda göreceğimiz gibi, Allah’ın kendini herkesin gözüne dayatmaması bir zayıflık değil; bilinçli bir hikmettir. Gayb, yani görünmeyene iman, işte bu hikmetin merkezindedir.
Açık görüntü imtihanı bitirir
Kur’an, bu dünyanın bir imtihan yurdu olduğunu bildirir: Allah, “hanginizin daha güzel davranacağını denemek için” hayatı ve ölümü yaratmıştır. İmtihanın olabilmesi için ise bir seçim alanı gerekir. Eğer Allah herkesin gözüne apaçık görünseydi, iman bir tercih değil, kaçınılmaz bir zorunluluk olurdu. O zaman inanmak, bir erdem değil; mecburiyet olurdu.
Zorla kabul ettirilen bir şeyin değeri olmaz. Bir insanın sevgisi, ancak özgürce verildiğinde anlamlıdır; dayatılan bir bağlılık sevgi sayılmaz. İman da böyledir: Değerini, insanın görmeden, delillerle ve gönül rızasıyla yönelmesinden alır. Allah’ın kendini bir perde ardında tutması, insanın özgürlüğünü ve imanının değerini korur. Perde, bir engel değil; imtihanın adil zeminidir.
İlgili blog yazısıKötülük varsa Allah neden izin veriyor?İmtihanın, özgürlüğün ve seçimin neden birbirine bağlı olduğunu okuyun.İman, görünmeyene güvenmektir
Kur’an, müminleri tanımlarken en başta “gayba iman edenler” der. Yani iman, doğası gereği, gözle görülmeyene akıl ve delille güvenmektir. Görünmeyen bir şeyin var olmadığını sanmak ise büyük bir yanılgıdır. Rüzgârı görmeyiz, ama ağaçları eğişinden varlığını biliriz; aklı, sevgiyi ya da adaleti de gözle göremeyiz, fakat eserleriyle tanırız. Görünmemek, yok olmak değildir.
Aynı şekilde Allah da doğrudan gözle görülmez; ama eserleri her yerdedir. Görünmeyene güvenmek, akıl dışı bir sıçrama değil; delillere dayanan bilinçli bir tanımadır. İnsan zaten hayatının büyük kısmını göremediği ama var olduğunu bildiği gerçekler üzerine kurar. Gayba iman, bu tanıdık aklın en yüce konuya uygulanmasıdır.
Tebliğ ünitesiİmanın EsaslarıGayba imanın delillerle nasıl temellendiğini görmek için imanın altı esasını baştan sona işleyen üniteyle yola çık.Aslında Allah eserleriyle kendini gösterir
“Allah kendini hiç göstermiyor” demek de tam doğru değildir. Kur’an’a göre kâinatın her köşesi, Allah’ın varlığına ve birliğine bir işarettir. Gökyüzünün düzeni, bedendeki incelikler, mevsimlerin akışı ve insanın kendi fıtratı, dikkatle bakan için birer âyettir. Yani Allah kendini gözlere bir cisim gibi dayatmaz; ama sayısız eseriyle, akla ve kalbe seslenir. Görmek istemeyen için ise hiçbir delil yeterli olmaz.
Bunun yanında Allah, insanı başıboş bırakmamış; peygamberler ve kitaplar göndererek kendini tanıtmıştır. Yani rehberlik eksik değildir; eksik olan çoğu zaman bakıştır. Kâinata bir eser, kendi varlığına bir emanet gözüyle bakan insan, aradığı işaretleri her yerde bulur. Mesele, delillerin yokluğu değil; onları görecek bir dikkat ve niyettir.
İlgili blog yazısıKâinat tesadüf müdür?Kâinattaki düzenin bir düzenleyene nasıl işaret ettiğini okuyun.Görmek, tek başına inanmak demek değildir
İtirazın en zayıf noktası şudur: Görmek, otomatik olarak iman getirmez. Tarih boyunca apaçık olağanüstü olaylara şahit olan nice insan yine de inkâr etmiştir. Firavun, Hz. Mûsâ’nın gösterdiği mucizeleri gözüyle gördüğü hâlde kibri yüzünden iman etmedi. Demek ki sorun çoğu zaman gözde değil; kalbin tavrında, kibirde ve önyargıdadır. Görüp de yüz çeviren, görmediği için değil, istemediği için inkâr eder.
Bu yüzden “görsem inanırdım” cümlesi çoğu zaman gerçeği tam yansıtmaz. İnsan görmek istediğini görür, görmek istemediğini ise binbir gerekçeyle reddeder. Asıl belirleyici olan, kalbin hakikate açık olup olmadığıdır. Samimi bir kalp, en küçük işaretten bile Rabbine yol bulur; kapalı bir kalp ise en büyük delili bile geçiştirir. İman, bir görüntü meselesi değil; bir yöneliş meselesidir.
Sonuç: Perde bir engel değil, imtihanın zeminidir
Allah’ın kendini herkesin gözüne dayatmaması, O’nun yokluğunun değil; bu dünyanın bir imtihan yurdu oluşunun sonucudur. Açık görüntü imtihanı bitirir, imanın değerini götürür ve özgürlüğü ortadan kaldırırdı. Üstelik iman zaten gayba, yani görünmeyene güvenmektir ve görmek tek başına inanç getirmez. Allah ise sayısız eseriyle ve gönderdiği rehberlikle kendini yeterince tanıtmıştır.
Bu soruyla meşgul olan biri için en güzel adım, “görsem inanırdım” demek yerine “gördüğüm bunca esere gerçekten bakıyor muyum?” diye sormaktır. Bir yaprağa, bir kalbin atışına ya da gecenin sessizliğine dikkatle bakmak; görünmeyeni, eserleri üzerinden tanımaya güzel bir başlangıçtır.
İlim meclisiEsmâü’l-HüsnâGörünmeyen Rabbini eserleri ve en güzel isimleri üzerinden tanımak için Esmâü’l-Hüsnâ meclisinde adım adım derinleş.Okuduklarını iki kısa soruyla pekiştir
Puan durumun hazırlanıyor…
Bu öğrenme puanı yalnız okuma ve tekrar takibidir; sevabı, takvâyı veya ibadetin kabulünü ölçmez.
Kaynaklar ve devam okumaları
Yazıdaki dinî atıfları, uzmanlık bilgilerini ve konunun ayrıntılarını bu kaynaklardan takip edebilirsin.