Mucize, kanunsuzluk değil; kanunu koyanın onu dilediğinde askıya almasıdır. Akla aykırı olan mantıksal çelişkidir; mucize ise yalnız alışılmışa aykırıdır, imkânsıza değil.
Tebliğ — Mucize ve Akıl
Mucize tam olarak nedir?
İslâm âlimleri mucizeyi, bir peygamberin doğruluğunu göstermek için Allah’ın yarattığı olağanüstü olay diye tanımlar. Buradaki anahtar kelime “Allah’ın yaratması”dır: Mucize, peygamberin kendi gücüyle yaptığı bir sihir ya da hüner değil; doğrudan Allah’ın bir fiilidir. Yani olay, tabiatın kendi içinden değil; tabiatı yaratan iradenin dilemesiyle gerçekleşir. Bu ayrım, mucizeyi anlamanın kalbidir.
Mucizenin bir amacı vardır: İnsanlara, karşılarındaki kişinin gerçekten Allah’tan bir elçi olduğunu göstermek. Âlimler mucizeyi türlerine göre de ayırır: gözle görülen olağanüstü olaylar, gelecekten verilip aynen çıkan haberler ve akla hitap eden deliller. Bunların en büyüğü, Hz. Peygamber’in kalıcı mucizesi olan Kur’an’dır. Yani mucize kavramı, yalnız fiziksel olaylarla sınırlı değildir.
Kanunu koyan, onu aşabilir
Tabiat kanunları, kendi kendine var olan ve kimseye bağlı olmayan mutlak güçler değildir. İslâm düşüncesinde bunlar, Allah’ın kâinatta koyduğu değişmez bir düzendir; buna âdetullah, yani Allah’ın âdeti denir. Su normalde kaldırır, ateş normalde yakar; çünkü Allah düzeni böyle işletmektedir. Ama bu düzeni koyan irade, dilediğinde onu askıya almaya da kadirdir. Kanunu koyan, o kanunun esiri değildir.
Bir kural koyan kişinin, gerektiğinde o kurala istisna tanıması onu çelişkiye düşürmez; tam tersine yetkisini gösterir. Aynı şekilde mucize de düzenin bozulması değil; düzenin sahibinin, bir hikmet için oraya koyduğu bir imzadır. Kâinatın her an Allah’ın iradesiyle ayakta durduğuna inanan biri için, aynı iradenin bir olayı olağandışı biçimde yaratması şaşırtıcı değildir. Mucize, düzeni yok etmez; düzenin bir Sahibi olduğunu hatırlatır.
İlgili blog yazısıBilim dine karşı mı?Tabiat kanunlarının, yaratmayı dışlamadan nasıl okunacağını görün.Mucize imkânsız mı, yoksa alışılmamış mı?
Burada önemli bir ayrım vardır: Bir şeyin “mantıksal olarak imkânsız” olması ile “alışılmışın dışında” olması aynı şey değildir. Mantıksal imkânsız, kendi içinde çelişen şeydir; örneğin “dört köşeli bir daire” olamaz, çünkü tanımı kendini yok eder. Oysa denizin yarılması veya bir hastanın anında iyileşmesi kendi içinde çelişki taşımaz; sadece her gün görmediğimiz, olağanüstü olaylardır.
Akıl, mantıksal çelişkiyi reddetmek zorundadır; ama yalnızca ‘alışılmadık’ diye bir şeyi reddetmek zorunda değildir. Aksi hâlde daha önce hiç görmediğimiz her yeni keşfi de reddetmemiz gerekirdi. Mucizeye “akıl dışı” demek çoğu zaman “ben buna alışkın değilim” demenin başka bir ifadesidir. Alışkın olmamak ise bir şeyin imkânsız olduğunu göstermez; sadece nadir olduğunu gösterir.
“Bilim çağındayız” demek bir kanıt mıdır?
“Modern çağda mucizeye inanılmaz” cümlesi, bir delil gibi sunulur; oysa aslında bir önyargıdır. Bilim, tabiatta gözlenen düzenli işleyişi tarif eder; “şu şartlarda genellikle şu olur” der. Fakat bilim, o düzenin sahibinin bu düzenin dışına asla çıkamayacağını ispatlamaz; böyle bir iddia zaten bilimin ölçüm alanının dışındadır. Yani bilim mucizenin imkânsızlığını göstermez; sadece olağan işleyişi anlatır.
Üstelik modern insan da her gün, tam olarak açıklayamadığı pek çok şeyi kabul eder. Mesele bilgi değil, çoğu zaman peşin kabullerdir. “Tabiatın ötesinde hiçbir irade yok” varsayımıyla işe başlayan biri, mucizeyi baştan reddeder; ama bu, bir kanıt değil bir tercihtir. Kâinatın bir Yaratıcısı olduğunu kabul eden biri içinse mucize, o Yaratıcının kudretinin doğal bir sonucudur. Sonuç, çoğu zaman delilden değil, başlangıçtaki kabulden gelir.
Tebliğ ünitesiİmanın EsaslarıKâinatın Yaratıcısını doğru tanımak için imanın altı esasını en baştan işleyen üniteyle yola çık.Mucizeye iman kör bir kabul değildir
Mucizeye inanmak, gözü kapalı her olağanüstü iddiayı kabul etmek anlamına gelmez. Mümin, mucizeyi güvenilir bir habere ve o haberi getiren peygamberin bütün hayatının tutarlılığına dayanarak kabul eder. Doğruluğu, güvenilirliği ve getirdiği mesajın sağlamlığı defalarca sınanmış bir insanın bildirdiği olay ile, kaynağı belirsiz bir söylenti aynı değildir. İman, delili ve güveni birlikte gözetir.
Bugün bizim önümüzdeki en büyük mucize ise sürekli okunabilen Kur’an’dır. Geçmiş mucizeler o anı yaşayanlara gösterildi; Kur’an ise on dört asırdır herkesin inceleyebileceği, akla hitap eden kalıcı bir delil olarak durur. Bu yüzden mucizeye iman, geçmişte kalan bir masala değil; hem güvenilir habere hem de elimizdeki canlı bir delile dayanır. Akıl burada devre dışı kalmaz; delili tartar ve teslim olur.
- Mucize kanunsuzluk değil; kanunu koyanın onu dilediğinde askıya almasıdır.
- Akla aykırı olan mantıksal çelişkidir; mucize yalnız alışılmışa aykırıdır.
- Bilim olağan düzeni tarif eder; düzenin sahibini sınırlayamaz.
- “Modern çağdayız” bir kanıt değil, çoğu zaman bir önyargıdır.
- Mucizeye iman güvenilir habere dayanır; en büyük mucize Kur’an’dır.
Sonuç: Mucize aklın düşmanı değildir
Mucize, aklı reddetmeyi değil; kâinatın bir Sahibi olduğunu ve o Sahibin kudretinin bizim alışkanlıklarımızla sınırlı olmadığını kabul etmeyi gerektirir. Mantıksal olarak çelişmeyen bir olayı sırf “alışık değilim” diye imkânsız saymak, aklın değil önyargının sesidir. Kanunu koyan, onu aşabilir; mucize de bu gerçeğin bir işaretidir.
Bu soruyu düşünen biri için en güzel adım, mucizeleri tartışmadan önce “Kâinatın bir Yaratıcısı var mı?” sorusuna sakince bakmaktır. O kabul yerine oturduğunda, mucize akla aykırı bir şey olmaktan çıkar. Bugün elimizdeki kalıcı mucizeye, yani Kur’an’a anlamıyla bir göz atmak da bu düşünceye güzel bir başlangıç olur.
Okuduklarını iki kısa soruyla pekiştir
Puan durumun hazırlanıyor…
Bu öğrenme puanı yalnız okuma ve tekrar takibidir; sevabı, takvâyı veya ibadetin kabulünü ölçmez.
Kaynaklar ve devam okumaları
Yazıdaki dinî atıfları, uzmanlık bilgilerini ve konunun ayrıntılarını bu kaynaklardan takip edebilirsin.