Blog’a dön
Siyer ve İman

Hicret Nedir? Medine’ye Göçün Anlamı

Hicret, bir kaçış hikâyesi değil; bir kuruluş hikâyesidir. Mekke’de on üç yıl baskı altında yaşayan bir topluluk, Medine’ye göç ederek inancını özgürce yaşayabileceği bir düzen kurmuştur. Hicrî takvimin bu olayla başlatılması da tesadüf değildir.

9 dakika okuma 2 kısa soru · 10 P Tebliğ
Bu yazıda neler var?
  1. 01 Hicret neden gerekli oldu?
  2. 02 Sevr Mağarası ve “üzülme, Allah bizimle”
  3. 03 Muhacir ve Ensar: eşsiz bir kardeşlik
  4. 04 Medine’de kurulan düzen
  5. 05 Hicrî takvim neden hicretle başlar?
  6. 06 Hicretin bugüne bakan yönü
  7. 07 Sonuç: Bir göç, bir kuruluş

Ameller niyetlere göredir. Herkes niyet ettiği şeyin karşılığını alır. Kimin hicreti Allah ve Resûlü içinse, hicreti Allah ve Resûlünedir.

Buhârî, Bed’ü’l-vahy 1; Müslim, İmâret 155

Hicret neden gerekli oldu?

Mekke döneminin on üç yılı, giderek ağırlaşan bir baskı altında geçti. Müslümanlara ekonomik ambargo uygulandı, işkence edildi, bir kısmı öldürüldü. Peygamberimiz İslâm’ı anlatmak için Tâif’e gitti; orada da kabul görmedi. Baskı, inancı yaşamayı fiilen imkânsız hâle getirmişti.

Bu dönemde Medine’den gelen bir açılım oldu. Hac mevsiminde Peygamberimizle görüşen Medineli bir grup İslâm’ı kabul etti ve iki yıl üst üste yapılan Akabe biatlarıyla Peygamberimizi şehirlerine davet ettiler. Böylece hicret, hazırlıksız bir kaçış değil; planlı ve davete dayalı bir taşınma oldu.

Hicret öncesinde Müslümanlar küçük gruplar hâlinde Medine’ye gönderildi. Peygamberimiz en son çıkanlardan biriydi ve arkasında bırakılan emanetleri sahiplerine teslim etmesi için Hz. Ali’yi görevlendirdi. Kendisini öldürmeye gelen bir toplumun mallarını bile emanet sayması, hicretin ahlâkî çerçevesini gösterir.

Sevr Mağarası ve “üzülme, Allah bizimle”

Peygamberimiz Hz. Ebû Bekir’le birlikte yola çıktı ve takipten kurtulmak için Sevr Mağarası’nda üç gün kaldılar. Takipçiler mağaranın ağzına kadar geldiğinde Hz. Ebû Bekir endişelendi. Peygamberimizin cevabı Kur’an’a geçmiştir: “Üzülme, Allah bizimle beraberdir.”

Bu sahne, tevekkülün ne olduğunu da gösterir. Yola çıkmadan önce yol hazırlanmış, rehber tutulmuş, azık ve bilgi taşıyacak kişiler görevlendirilmişti. Yani bütün tedbirler alınmış, sonra Allah’a güvenilmişti. Tevekkül, tedbirin yerine değil ardına gelir.

Hani onlar mağarada iken arkadaşına “Üzülme, Allah bizimle beraberdir” diyordu.

Tevbe 9/40, Kur’an Yolu Meali
Tebliğ dersiHicretHicretin seyrini ve Medine’de kurulan düzeni kısa bir dersle öğren.

Muhacir ve Ensar: eşsiz bir kardeşlik

Medine’ye ulaşan Mekkelilere “muhacir”, onları karşılayan Medinelilere ise “ensar”, yani yardım edenler denir. Peygamberimiz bu iki grubu birebir kardeş ilan etti. Ensar, evlerini, mallarını ve işlerini muhacirlerle paylaştı. Kur’an bu davranışı, kendileri ihtiyaç içindeyken başkasını tercih etmek olarak över.

Bu kardeşliğin dikkat çeken bir yönü de muhacirlerin tutumudur. Kendilerine mal teklif edildiğinde çoğu bunu kabul etmemiş, bunun yerine “bana çarşının yolunu gösterin” diyerek kendi geçimini kurmayı tercih etmiştir. Yani dayanışma, bir tarafı bağımlı hâle getirmemiştir.

Bu tabloda bugüne bakan güçlü bir ders vardır. Yardım eden taraf verirken karşısındakini küçük düşürmemiş, yardım alan taraf ise aldığını kalıcı bir hak gibi görmemiştir. İki tutum birleştiğinde ortaya, kısa sürede kendi ayakları üzerinde duran bir toplum çıkmıştır. Göç ve sığınma meselelerinin konuşulduğu her dönemde bu örnek, hem verenlere hem alanlara bir ölçü sunar.

Medine’de kurulan düzen

Peygamberimiz Medine’ye vardığında üç işi öncelikli olarak yaptı. Bu üç adım, bir topluluğun nasıl şehir hâline geldiğini gösterir.

  1. Mescid inşa etti: İbadetin yanı sıra eğitim, istişare ve dayanışma merkezi olacak bir yapı kuruldu.
  2. Kardeşlik tesis etti: Muhacir ve ensar birebir eşleştirilerek toplumsal bağ kuruldu.
  3. Şehir sözleşmesi yaptı: Medine’de yaşayan Müslüman ve gayrimüslim gruplarla ortak savunma, hak ve sorumlulukları belirleyen bir metin hazırlandı.
İlim meclisiSünnet-i SeniyyePeygamberimizin uygulamalarını ve bunların bağlamını kaynaklarıyla incele.

Hicrî takvim neden hicretle başlar?

Hicrî takvim, Hz. Ömer döneminde başlatılmış ve başlangıç olarak hicret yılı seçilmiştir. Peygamberimizin doğumu, ilk vahiy veya bir zafer yerine hicretin seçilmiş olması manidardır. Çünkü hicret, Müslümanların bir topluluk olmaktan çıkıp kendi düzenini kurduğu andır.

Bu tercih, İslâm’ın tarihi kişilerle değil dönüm noktalarıyla işaretlediğini gösterir. Hicret bir bitiş değil, bir başlangıçtır: Yeni bir şehir, yeni bir kardeşlik ve yeni bir hukuk. Takvimin oradan başlaması da bu yüzdendir.

Hicretin bugüne bakan yönü

Peygamberimiz, Mekke’nin fethinden sonra “artık hicret yoktur, ancak cihad ve niyet vardır” buyurmuştur. Yani Mekke’den Medine’ye yapılan o özel göç sona ermiştir. Fakat hicretin taşıdığı anlam sürer: Kişinin kendisini kötülükten uzaklaştırması ve iyiliğe yönelmesi.

Nitekim bir başka hadiste gerçek muhacir, “Allah’ın yasakladığı şeyleri terk eden kimse” olarak tanımlanır. Bu tanım hicreti coğrafi bir olay olmaktan çıkarıp bir ahlâk hareketine dönüştürür. Bugün için hicret; bir alışkanlığı bırakmak, bir ortamdan uzaklaşmak veya yanlış bir işi terk etmek olabilir.

İlgili blog yazısıTövbe nasıl edilir?Terk etmenin ve yeniden başlamanın adımlarını ayrıntılı oku.

Sonuç: Bir göç, bir kuruluş

Hicret; planlanmış, emanetleri gözetilerek yapılmış ve varış noktasında hemen bir düzen kurulmuş bir yolculuktur. Mescid, kardeşlik ve sözleşme; üçü birlikte bir şehir meydana getirmiştir.

Bugün için tek bir soru sor: Hayatında terk etmen gereken bir şey var mı? Hadisin tanımıyla gerçek muhacir, bunu yapabilendir. Hicretin bugünkü karşılığı tam olarak buradan başlar.

Yazının öğrenme puanı

Okuduklarını iki kısa soruyla pekiştir

Puan durumun hazırlanıyor…

Bu öğrenme puanı yalnız okuma ve tekrar takibidir; sevabı, takvâyı veya ibadetin kabulünü ölçmez.

Daha derine in

Kaynaklar ve devam okumaları

Yazıdaki dinî atıfları, uzmanlık bilgilerini ve konunun ayrıntılarını bu kaynaklardan takip edebilirsin.

Okumaya devam et