Muhakkak ki Allah adaleti, ihsanı, akrabaya karşı cömert olmayı emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve zorbalığı yasaklar.
Nahl 16/90, Kur’an Yolu Meali
Adalet nedir?
Adalet, her hak sahibine hakkını vermek ve her şeyi yerli yerine koymaktır. Zulmün karşıtıdır; zulüm bir şeyi yerinden etmekse, adalet onu yerine koymaktır.
Nahl sûresindeki âyet, adaleti ihsanla birlikte anar. İkisi arasındaki fark önemlidir: Adalet hakkı tam vermek, ihsan ise hak edilenin ötesine geçmektir. Adalet zorunlu, ihsan ise fazladır.
Bu âyet, camilerde her cuma hutbenin sonunda okunur. Haftada bir defa bütün cemaate hatırlatılan cümlenin adaletle başlaması, kavramın taşıdığı ağırlığı gösterir.
Adaletin zıddı olan zulüm de Kur’an’da geniş biçimde işlenir. Zulüm yalnız başkasına değil, kişinin kendine karşı da olabilir. Nitekim Kur’an günah işleyen kişiyi “kendine zulmeden” diye niteler. Bu kullanım, adaletin önce kişinin kendi hayatındaki dengeyle başladığını gösterir.
Tebliğ dersiKul Hakkı ve AdaletAdaletin kapsamını ve kul hakkıyla bağını kısa dersle öğren.Kendi aleyhine bile şahitlik
Nisâ sûresinde müminlerden, kendileri, anne babaları ya da yakınları aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutmaları ve Allah için şahitlik yapmaları istenir. Âyet, zengin ya da fakir olmasının da fark etmediğini ekler.
Bu emir, adaleti duygulardan bağımsız bir yükümlülük hâline getirir. Yakınlık, adaletin uygulanmasında bir istisna sebebi değildir. Aksine, en zor uygulandığı yer tam da burasıdır.
Peygamberimizin, hırsızlık yapan soylu bir kadın hakkında şefaat isteyenlere verdiği cevap bu ilkeyi somutlaştırır: Önceki toplumların helâk sebebi, soyluya ceza vermeyip zayıfa uygulamalarıydı.
Şahitlikten kaçınmak da ayrıca yasaklanmıştır. Kur’an, şahitliği gizleyenin kalbinin günahkâr olduğunu bildirir. Yani adalet, yalnız yanlış söylememekle değil; bilinen doğruyu söylemekle de sağlanır. Susmak, çoğu zaman tarafsızlık değil bir tarafa geçmektir.
“Bir topluluğa duyduğunuz kin sizi adaletsizliğe sevketmesin; âdil olun, bu takvâya daha yakındır.”
Mâide 5/8’in muhtevası — özetle
Düşmana karşı adalet
Mâide sûresindeki âyet, adaletin en zorlu sınavını tarif eder: Bir topluluğa duyulan kin, adaletsizliğe sebep olmamalıdır. Bu emir, savaş ve çatışma dönemlerinde bile geçerlidir.
Bu ilke, bugün de en çok ihlâl edilen alanlardan biridir. Karşı tarafta gördüğümüz haksızlığı kendi tarafımızda görmezden gelmek, âyetin doğrudan yasakladığı davranıştır.
Aynı ilke haber ve bilgi paylaşımı için de geçerlidir. Sevmediğimiz bir kişi hakkında doğrulanmamış bir iddiayı yaymak, adaletin dil üzerinden çiğnenmesidir.
Bu ilkenin en zor uygulandığı yer, kendi grubumuzun hatasıdır. Karşı taraftaki bir yanlışı yüksek sesle eleştirirken, aynı yanlışı kendi tarafımızda görmezden gelmek yaygın bir tutumdur. Kur’an’ın koyduğu ölçü, adaleti taraf tutmanın önüne geçirir ve bunu takvâya en yakın davranış sayar.
İlgili blog yazısıKul hakkı nasıl ödenir?Hak ihlâllerini ve helâlleşmeyi ayrıntılı oku.Ailede adalet
Adalet, evin içinde başlar. Peygamberimiz, çocuklarından birine bağış yapıp diğerlerine yapmayan bir babaya şahitlik etmeyi reddetmiş ve “çocuklarınız arasında adaletli olun” buyurmuştur.
Bu ölçü, sevgi eşitliğini değil muamele eşitliğini kapsar. Kalpteki meyil kişinin elinde olmayabilir; ancak harçlık, ilgi, zaman ve söz hakkı gibi konularda eşitlik gözetilebilir.
Kardeşler arasındaki kıskançlığın büyük kısmı bu alandaki eksiklikten doğar. Hz. Yûsuf kıssasının başında da, babanın gösterdiği ilginin kardeşlerde ürettiği duygu anlatılır.
Adaletin çocuklara öğretilmesi de büyük ölçüde evdeki uygulamayla olur. Kendisine adaletle davranılan bir çocuk, adaleti bir kavram olarak değil bir tecrübe olarak öğrenir. Bu yüzden ev içindeki küçük paylaşımlar, uzun anlatımlardan daha kalıcı iz bırakır.
Yönetimde ve işte adalet
Kur’an, emanetlerin ehline verilmesini ve insanlar arasında adaletle hükmedilmesini emreder. Bu âyet, yönetim ve görevlendirme alanının temel ilkesidir.
Hadiste, kıyamet gününde arşın gölgesinde barınacak yedi sınıftan ilki âdil yönetici olarak sayılır. Bu sıralama, adaletin ne kadar ağır bir sorumluluk olduğunu gösterir.
İşte adalet ise ayrım yapmamakla başlar. Aynı hatayı yapan iki çalışana farklı davranmak, terfide liyakat yerine yakınlığı gözetmek ve hak edilen övgüyü esirgemek; hepsi bu alanın ihlâlidir.
Kaynaklarda yöneticinin sorumluluğu, çobanın sürüsünden sorumlu olmasına benzetilir. Bu benzetme, otoritenin bir imtiyaz değil bir gözetim görevi olduğunu anlatır. Aynı hadiste herkesin bir sorumluluk alanı bulunduğu belirtilir; yani adalet, yalnız yöneticiyi değil herkesi ilgilendirir.
- Yakınlık, adaletin istisnası değildir.
- Kin ve düşmanlık ölçüyü bozamaz.
- Çocuklar arasında muamele eşitliği gözetilir.
- Görevlendirmede liyakat esastır.
- Doğrulanmamış iddiayı yaymak da bir haksızlıktır.
Bugüne düşen pay
Adalet, sevdiklerimize karşı kolay; sevmediklerimize karşı zordur. Kur’an’ın ölçüyü tam bu noktada koyması da bu yüzdendir.
Bugün için tek bir adım: Hoşlanmadığın bir kişi ya da grup hakkında bugün kuracağın bir cümleyi kontrol et. Aynı cümleyi sevdiğin biri için de kurar mıydın? Adalet sınavı çoğu zaman burada başlıyor.
Okuduklarını iki kısa soruyla pekiştir
Puan durumun hazırlanıyor…
Bu öğrenme puanı yalnız okuma ve tekrar takibidir; sevabı, takvâyı veya ibadetin kabulünü ölçmez.
Kaynaklar ve devam okumaları
Yazıdaki dinî atıfları, uzmanlık bilgilerini ve konunun ayrıntılarını bu kaynaklardan takip edebilirsin.
