Ne ana çocuğu yüzünden zarara uğratılsın ne de babası çocuğundan dolayı zarar görsün.
Bakara 2/233, Kur’an Yolu Meali
Hidâne ve velâyet farkı
Hidâne, küçük çocuğun bakımını, korunmasını ve günlük ihtiyaçlarının görülmesini ifade eder. Velâyet ise çocuğun hukukî işlerinde temsil edilmesi, malının yönetilmesi ve eğitimiyle ilgili kararların alınmasıdır. İkisi farklı kişilerde bulunabilir.
Klasik fıkıhta küçük yaşta hidâne öncelikle anneye aittir; çünkü bu dönemde çocuğun anne bakımına ihtiyacı esas alınmıştır. Velâyet ise genellikle babada kabul edilmiştir. Bu ayrım, ikisinin de sorumluluk taşımasını sağlar.
Türkiye’de yürürlükteki hukukta velâyet, boşanma sırasında mahkeme tarafından çocuğun üstün yararına göre belirlenir. Fıkhî ölçüler ile hukukî süreç birbirinin yerine geçmez; ailelerin hem mahkeme kararına uyması hem dinî sorumluluğunu bilmesi gerekir.
Tebliğ dersiÇocuklara Şefkat ve RehberlikÇocuğa karşı sorumlulukları ve şefkat ölçüsünü kısa dersle öğren.Çocuk kimin yanında kalır?
Fıkıh kitaplarında hidâne hakkı için bir sıralama verilir: Önce anne, o yoksa anneanne, sonra diğer kadın yakınlar, ardından baba ve baba tarafı. Bu sıra, çocuğun bakım ihtiyacını en iyi kimin karşılayacağı esasına dayanır.
Hidâne süresi konusunda mezhepler farklılaşır. Hanefî mezhebinde erkek çocuk kendi ihtiyaçlarını görebilecek yaşa, kız çocuk ise ergenlik çağına kadar anne yanında kalır. Süre sonunda çocuk babanın yanına geçer; ancak bugün mahkeme kararı belirleyicidir.
Bütün bu ölçülerin üstünde bir ilke vardır: Çocuğun yararı. Bakımı üstlenecek kişinin çocuğa zarar vermemesi, güvenli bir ortam sunması ve dinî-ahlâkî terbiyesini ihmal etmemesi aranır. Bu şartları taşımayan taraf, sıralamada önde olsa bile hidâne hakkını kaybedebilir.
Nafaka: babanın borcu
Çocuğun geçimi, kimin yanında kalırsa kalsın babanın sorumluluğundadır. Bakara sûresindeki âyet, emzirme döneminde bile annenin yiyecek ve giyeceğini sağlamanın babaya ait olduğunu açıkça bildirir.
Nafaka miktarı, babanın gücüne göre belirlenir. Âyetteki “hiç kimse gücünü aşan bir şeyle yükümlü kılınamaz” ifadesi, hem babayı korur hem de nafakadan kaçmayı meşrulaştırmaz. Ödeme gücü olduğu hâlde nafakayı geciktirmek, kul hakkına girer.
Nafakayı bir pazarlık aracı hâline getirmek de bu ilkeye aykırıdır. Görüşme, ziyaret ya da başka bir konudaki anlaşmazlık sebebiyle nafakanın kesilmesi, çocuğu iki tarafın kavgasında rehin bırakmak anlamına gelir.
“Onların normal ölçülerde yiyecek ve giyeceklerini sağlamak da çocuk kendisinden olanın (babanın) borcudur.”
Bakara 2/233, Kur’an Yolu Meali
Görüşme hakkı ve çocuğun bağı
Çocuğun her iki ebeveyniyle de bağını sürdürmesi bir haktır. Fıkıh kaynaklarında, hidâne hangi tarafta olursa olsun diğerinin çocuğu görmesinin engellenemeyeceği belirtilir. Bu, çocuğun hakkıdır; ebeveynin cezalandırma aracı değildir.
Kur’an anne babaya iyiliği emrederken bir istisna koymaz; boşanmış olmak bu emri ortadan kaldırmaz. Çocuğun ileride her iki tarafa da iyilik yapabilmesi, bugün kurulan bağın korunmasına bağlıdır.
En zararlı davranışlardan biri, çocuğun yanında diğer ebeveyni kötülemektir. Çocuk kendisini iki parçadan oluşmuş hisseder; birine söylenen söz, onun kendi benliğine söylenmiş olur. Bu tavır, uzun vadede en çok çocuğu yaralar.
- Çocuğun yanında diğer ebeveyni kötüleme.
- Görüşmeyi ceza ya da pazarlık aracı yapma.
- Nafakayı anlaşmazlıklardan bağımsız ve düzenli öde.
- Çocuğa haberci ya da arabulucu rolü yükleme.
- Kararları mahkeme kararına ve çocuğun yararına göre kur.
Çocuğun tercihi sorulur mu?
Bir hadiste, anne babası ayrılan bir çocuğa Peygamberimizin tercih hakkı tanıdığı nakledilir. Bazı mezhepler bu rivayete dayanarak belirli bir yaştan sonra çocuğun tercihinin dikkate alınmasını benimsemiştir.
Bugünkü hukukta da çocuğun yaşı ve olgunluğuna göre görüşünün alınması esastır. Ancak bu görüş, tek başına bağlayıcı değildir; mahkeme çocuğun üstün yararını gözeterek karar verir.
Uygulamadaki risk, çocuğun tercih yapmaya zorlanmasıdır. Tarafların çocuğu kendi lehine konuşmaya yönlendirmesi, ona taşıyamayacağı bir yük bindirir. Sorulması gereken şey, tercih değil ihtiyaçtır.
Süreci çocuğu koruyarak yürütmek
Kur’an, boşanma sürecinde bile “iyilikle ayrılmayı” emreder. Bu emir, tarafların birbirine değil öncelikle çocuğa borçlu olduğu bir tutumdur. İyilikle ayrılamayan iki yetişkinin faturası, çoğu zaman çocuğa çıkar.
Pratik olarak yapılabilecekler bellidir: Çocuğun okul düzenini bozmamak, iki evde de benzer kurallar kurmak, teslim alma ve bırakma anlarını tartışma alanına çevirmemek ve gerekiyorsa uzman desteği almak.
Aile bağlarını koruma emri, boşanmayla sona ermez. Çocuk üzerinden akrabalık devam eder; sıla-i rahim ölçüsü, dedeler ve nineler için de geçerlidir. Onların çocuğu görmesini engellemek, ayrı bir hak ihlâlidir.
İlim meclisiTakvaAnlaşmazlıkta ölçüyü korumayı ve Allah bilincini oturum oturum çalış.Bugüne düşen pay
Boşanma bir sözleşmenin sona ermesidir; ebeveynliğin değil. Fıkhın hidâne ve velâyeti ayrı ayrı düzenlemesi de bu yüzdendir: İki taraf da farklı başlıklarda sorumluluk taşımaya devam eder.
Bugün için tek bir adım: Sürecin içindeysen, çocuğunla ilgili bir kararı verirken “bu karar kime iyi geliyor” diye sor. Cevap çocuk değilse, karar yeniden gözden geçirilmeli.
Okuduklarını iki kısa soruyla pekiştir
Puan durumun hazırlanıyor…
Bu öğrenme puanı yalnız okuma ve tekrar takibidir; sevabı, takvâyı veya ibadetin kabulünü ölçmez.
Kaynaklar ve devam okumaları
Yazıdaki dinî atıfları, uzmanlık bilgilerini ve konunun ayrıntılarını bu kaynaklardan takip edebilirsin.